Regaip Kandilinde Neler Yapılmalı

2010-06-17 11:30:00

Kelime olarak regâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaip Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır. Bu gece Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır. Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur. Diğer zamanlarda okunan her Kur'ân harfi için on sevap verilirse, Recep ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır. Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sas), bir hadîslerinde bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir. Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var: 1. Kur'ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah'a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli. 2. Peygamber Efendimiz (sas)'e salât ü selâmlar getirilmeli; O'nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli. 3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli. 4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyor... Devamı

BİZİ CENNETE GÖTÜRECEK YOL

2010-05-25 22:49:00

  Ey kardeşim! Bilmelisin ki, cennete giden yol, aslında Allah’ın kendileri için kolay kıldığı kimseler adına bu öyle zor bir yol değildir. Çünkü bu yol salih amel işlemekten geçer ve temeli inanmaya dayanır. Zira temeli imana dayanmayan her amel boşunadır, hiçtir. İşte sana bu yolu, seni Firdevs cen­netine götürecek olan yolu Kur’an’ı Kerim’den alarak öğre­teceğim. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, zekâtı verirler Ve onlar ki iffetlerini korurlar, Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu cariyeler hariç. Bunlarla ilişkilerden dolayı kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine git­mek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Yine o müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler Ve onlar ki, namazlarına devam ederler. İşte, asıl bunlar varis olacaklardır; Evet Firdevs’e varis olan bu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar.” (Müminun, 23/1–11) Ey kardeşim! İşte Firdevs cennetini elde etmenin yolu budur. Kim bu yola baş koyarsa, yol onu Firdevs’e götürür. Allah bizi ve seni, hepimizi bu uğurda ameller işlemeye mu­vaffak kılsın. Şimdi de sana Adn cennetine giden yolu göstereyim. Nitekim bunun da açıklaması Kur’an’ı Kerim’den yapılacak­tır. Allah Teala şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ti­careti size göstereyim mi? Allah’a ve Resulüne inanı, mallarınızla ve canınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu tak­dirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ır­maklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel mes­kenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.&rd... Devamı

SIRAT KÖPRÜSÜNDEN GEÇMEK

2010-05-25 22:48:00

  Ey kardeşim! Bilmelisin ki Allah bizi de, seni de kıyamet günün korkularından koruyup kurtarsın. Çünkü kıyamet gü­nünün o korkunç manzarası ve o korkutucu halleri, ürperten durumları insana en yakınlarını, ailesini unutturur. İşte bu korkulardan biri de sırat üzerinden geçerken yaşanan korku­dur. Sırat aslında cehennem üzerinde kurulmuş, cennete gi­dişe buradan yol verilmiş olan bir köprüdür. Sadece köprü uzunluğu üç bin yıllık bir mesafe uzunluğundadır. Bunun bin yılı iniş, bin yılı yokuş, bin yılı da düz yol olarak kurulmuştur. İbn Hacer’in Fethul Bari adlı eserinde anlattığına göre, bunun uzunluğu on beş bin yıllık bir mesafedir. Öyle ki kıl­dan ince ve kılıçtan da keskindir. Bunun ilk başlama noktası bekleme yeridir. Sonu ise merdivenin bulunduğu noktadır. Burası bir boşlukta kurulmuş basamaklı bir yer olup buradan inilerek cennetin kapısına varılacaktır. Şurasını da bilmelisin ki herkes bu köprüden geçecektir. Buna tüm peygamberler de dahildir. Köprüden ilk geçecek olan kişi de Efendimiz Muhammed’dir (as). Arkasından da onun ümmeti geçeceklerdir. Bundan sonra diğer peygam­berlerin ümmetleri geçecekler. O gün peygamberlerden baş­kası asla konuşmayacaktır. Onların da sözü:  Allah’ım kurtar! Allah’ın kurtar! Olacaktır. Buhari, Müslim ve Tirmizi Ebu Hureyre’den rivayet edi­yorlar. Peygamber (as) şöyle buyurmuştur: “Sırat köprüsü cehennemin ortasın kurulur. Köprü üzerinden ümmetiyle birlikte ilk geçecek olan kişi ben olacağım. O gün peygamberler dışında asla kimse konu­şamaz. O gün peygamberlerin sözü; Allah’ım! Kurtuluş ver! Kurtuluş ver! Olacaktır. Cehennemde Sa’dan diken&... Devamı

MAHŞER YERİNDE İNSANLARIN DURUMU

2010-05-25 22:47:00

  Daha önceki sayfalarda sen, insanların dümdüz ve bem­beyaz, arı ve duru bir arazinin üzerinde toplanacağını öğrenmiştin. Buradaki bekleyişlerinin oldukça uzun bir süre olacağını, haklarında kesin karar çıkana dek burada bekleti­leceklerini okumuştun. Melekler halkalar şeklinde yedi kez olmak üzere saf halinde çevrelerini kuşatmış bir halde bekle­tileceklerdir. Tüm gök melekleri saf halinde olacaklardır. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: “Ama yeryüzü parça parça döküldüğü, Rabbinin emri geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman her şey ortaya çıkacaktır.” (Fecr, 89/21–22) Bir başka ayette de Allah şöyle buyuruyor: “Ruh (Ceb­rail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahman’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar. Konuşan da doğruyu söyler.” (Nebe’,78/38) İşte gökteki melekler diğer yaratılmışları böylece kuşata­caklardır. Bildiğin gibi zaten gök de yok olup gidecektir. An­cak mahşer yerinde bekleme mahallinde beklemekte olanlar esasen işledikleri amellere göre farklı farklı konumdadırlar. İşte bu bekleme yerinde insanların dünyada işledikleri amel­ler ortaya çıkacaktır, hiçbir şey hiçbir kimseye gizli kalmaksı­zın meydana çıkmış olacaktır. Nitekim Yüce Mevla şöyle bu­yuruyor: “Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.” (Tarık, 86/9–10) Burada öncelikli olarak gündeme getirmek istediğim husus, bekleme yerinde olan korkular olacaktır. Bundan sonra da orada insanların farklı farklı konumlarda bekledikle­rini açıklamaya çalışacağım. Ey kardeşim! Şunu unutma ki, o bekleme gününde kor­kulanın en başında olacak ol... Devamı

ÖLÜNÜN DEFNİNDEN SONRA KABİR BAŞINDA BEKLEMEK

2010-05-25 22:45:00

  Ey kardeşim! Ölünün kabre verilmesinden yani defne­dilmesinden sonra bir süre orada durup beklemek, sorgu melekleri tarafından sorgulanması sırasında onlara cevap vermesini kolaylaştırması için Allah’a dua etmek, bağışlan­ması için mağfiret dilemek sünnettir. Rivayet olunduğuna göre, Sa’d b. Muaz (ra) vefat edince, Allah Resulü (as) cenazesine katılır, cenazede ayak parmak­larının ucuna barsak hareket eder. Bu durum kendisine so­rulunca, meleklerin cenaze törenine çok büyük bir sayıda katıldıklarından dolayı öyle hareket ettiğini, onlara eza etmek istemediğini belirtir. Rivayete göre Sa’d’ın cenazesine yetmiş bin melek ka­tılmıştır. Cenazenin defin işlemi bitince, oradakiler kabristan­dan ayrılmaya başlayınca, Allah Resulü (as) şöyle buyurur: “Durun hele! Ayrılmayın buradan, kardeşiniz Sa’d için Allah’tan mağfiret ve bağışlanma dileyin. Çünkü o şuanda sorguya çekiliyor.” Amr b. As ölüm döşeğinde iken çocuklarına vasiyette bulunarak şöyle dedi: “Kabrimin başında, bir deve kesilip eti dağılana kadar geçen bir süre içerisinde kabrimin başında durun ki sorgu melekleri beni sorguya çekerken sizin kabri­min başında bulunmanızdan dolayı kendimi bu duruma ha­zır görürüm.” İşte yine bu cümleden olarak defin işlemi bittikten sonra, herkes oradan ayrılırlarken bir kişinin orada kısa bir süre kalıp kabrin başında oturarak, ölen kimsenin hayatta iken konuştuğu ve anlatabildiği dil ile telkinde bulunması müstahaptır. Ölen kişiye bu manada bir telkin yapılabilmesi için, ölenin akıl ve baliğ olması, peygamber veya şehit ol­maması gerekir. Çünkü bu sayılanlar için telkin gerekmez. Telkinde söylenecek if... Devamı

KABİR AZABININ KISIMLARI

2010-05-25 22:45:00

  Şunu da bilmelisin ki, kabir azabı iki kısımdır; bunlardan bir kısmı süreklidir. Bu, kâfirlerle münafıkların ve bir de bazı isyankâr kulların kabir azabıdır. İkincisi ise sürekli olmayı kesilecek olan azaptır. Bu, işle­diği suçu ve isyanı hafif olanların göreceği azaptır. Bu du­rumda olanlar işledikleri suçun karşılığı olan ceza veya azap ne ise onu çekerler, o bitince de kabir azapları sona erer. Bu gibilerin azaplarını sona ermesi ya kendilerinden sonra gelen salih çocuklarının veya bunlardan birinin arkasından hayır duada bulunması sayesinde olacaktır veya hayatta iken yap­tığı hayırlı ve güzel bir işin  Örneğin sadakayı cariye ve kendisinden yararlanılan faydalı bir ilim gibi sebeplerle kabir azabı sona erer. Müslim’in Ebu Hureyre’den yaptığı rivayete göre, Ebu Hureyre Peygamber (as)’in şöyle buyurduğunu anlatmış: “İnsan ölünce üç gurup insanı dışındakilerin amel defteri kapanır, Bunlardan birincisi sadakayı cariyedir, yani sürekli sevap getiren bir hayırlı iş yapmasıdır, ya da kendisinden yararlanılan faydalı bir ilimdir veya kendi­sine hayır duada bulunan salih bir çocuk.”[1] Unutma ki, anlattığımız bu kabir azabı ile alakalı bilgiler tamamen gabya dayalı olan, bizzat müşahede etmediğimiz bilgilerdir. Çünkü hadislerde ifadesini bulan bu hususular, tarafımızdan bizzat duyu organlarıyla algılanan, idrak oluna şeyler değiller. Bu bilgileri bize hem işitme ve rivayete dayalı deliller yoluyla gelen bilgilerdir. Şayet bir çıkar da şöyle bir soru veya söz yönelterek: “Efendim nasıl olurda öldükten sonra kabirde uygulanacak olan azap veya ceza hem ruha ve hem beden üzerine uygu­lanabilir ki? Çünkü bizler, gördüğümüz kadarıyla ölen kim­senin üzeri... Devamı

Doğru Bildiğimiz Yanlışlar (Besmele)

2010-05-13 20:17:00

  1. BESMELE        Besmele diye bilinen “Bismillahirrahmanirrahim”, Türkçe’ye farklı şekillerde tercüme edilmiştir. Fark, Rahman ve Rahim kelimelerinden kaynaklanmaktadır. Bunlar rahmet kökünden türetilmiştir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamınadır. Ama bazen yalnız incelik, bazen de yalnız iyilik ve ikram anlamında kullanılır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlamı kast edilir[1].  Rahman “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmaz. Rahim ise “rahmeti bol” demektir. Rahmet bolluğu Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabilir. Bu sebeple rahim sıfatı Kur’ân’da Peygamberimiz için de kullanılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Size kendi içinizden bir elçi geldi. Sizi sıkıntıya sokan her şey onu da sıkar. O size pek düşkündür. Müminlere karşı çok şefkatli ve rahimdir. ‏” (Tevbe 9/128)  “Rahman”ı Türkçe’ye “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Çünkü Allah’tan başka kimsenin iyiliği sonsuz olamaz. “Rahim”i de “ikramı bol” diye çevirdik. Çünkü bu özellik insanlarda da olabilir. Sonunda Besmelenin Türkçe tercümesi şöyle oldu: “İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla” Bize göre bu tercüme en doğru tercümedir. ... Devamı

ÖMER B. ABDÜLAZİZ (R.A.)

2010-05-13 20:16:00

1- ÖMER B. ABDÜLAZİZ (R.A.)   İslâm'ın Birinci Yüzyılındaki Islâh Çalışmaları Ve Ömer B. Abdülaziz (R.A.)   Emevîler Döneminde Câhili Eğilimler Ve Etkileri   Râşid halifeliğin sona erişi, İslâm olmakdan daha çok Arap olan Enıevî idaresinin güçlenip iktidara tam manasıyla yerleşmesi, süratle bir inkılap ve ıslahata ihtiyaç gösterdi. Hz. Peygamber (s.a) Efendimizin soh­betleri ve telkinleriyle, râşid halifelerin gayretleriyle küllenen eski câhiliye âdetleri, yarı eğitilmiş, olgunlaş­mamış müslümanlarda ve yeni yetişen Arap soyunda yeniden kabarıp gelişmeye başladı. Bütün devlet düze­ninin, idare çarkının etrafında döndüğü saltanat mih­veri (ekseni) kitap ve sünnetten ayrılıp Arapcılık siya­seti ve "ülke menfaati" şekline döndü. İslâm'ın sürüp dışarı çıkardığı, yurt dışı ettiği, sürgünde olan Arab ırkçılığı ruhu ve onunla Övünme tekrar geri geldi. Râşid halifeler zamanında şiddetle reddedilen, nefret edilen kabilecilik gururu, sülâle ve akraba kayırmacılı­ğı yeniden bir meziyet ve maharet haline geldi. Davra­nışların ve ahlâkın itici güçleri (dinamikleri), yaptırıcı­ları; güzel ameller, iyi hareketler ve sevaplar yerine ca-hiliye devrinin alışkanlıkları olan, övme, övünme, şan, şöhret elde etme, üstünlük elde etme ve kabadayılıklar oldu.[1] Müslümanlardan kuruş kuruş toplanan devlet hazînesine ait olan paralar; halifenin şahsî malı ve aile mülkü haline geldi. Şiiri bir geçim mesleği edinmiş şâirlerden, yağcı saray görevlilerinden ve şahsiyetsiz, haysiyetsiz ikinci derece yöneticiler... Devamı

SİHİR

2010-05-13 20:13:00

SİHİR İnsana yönelik olarak tabiat üstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla belli bir maksadı gerçekleştirmek ve belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen eylem; bir şeyin veya olayın gerçek hüviyetinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesi. Sihir, İslâm'ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur. Tevhid inancının insanların hayatından uzak kaldığı dönemlerde toplumların ilkel inançlara saplanmasıyla ve özellikle totem inancının yaygın olduğu kitleler arasında çeşitli göz boyama yollarıyla yapılan sihir, eski İran, Çin, Mezopotamya, Arap yarımadası, Mısır ve Hindistan'da rastlanan bir meslek haline getirilmiştir. Allah inancının ve sağlam düşüncenin zayıfladığı dönemlerde daha çok rastlanan bir olay olan sihir, bazı toplumlarda dinî törenlere bir inanç haline getirilmiş ve Allah'ın kudreti unutularak bir çok sihirbaz ve kâhinin sözleri geçerli kılınmıştır. İslâm'ın sihirbaz ve kâhinleri kınaması, insanları basit inanç ve düşüncelerle oyalayıp onları gerçek Allah inancından uzaklaştırarak ilkel ve akıl dışı anlayışlara sürüklemelerini engellemek içindir. Genellikle İslâm alimleri sihri şu kategorilere ayırmışlardır. Birincisi; tapınmaya ve yıldızların etkisine dayandırılan ve tılsım adı verilen daha çok Keldanilerin yaptığı sihir. Hz. İbrahim (a.s) bu inanç ve anlayış ile mücadele vermek ve yıldızlara tapınan bu insanları hidayete davet etmek üzere gönderilmiştir. İkincisi; ruh çağırma, ipnotizma ve benzeri yollarla insana etkili olduğu kabul edilen sihir. Bu sihri yapanlar insanları öldürmek ve diriltmek... Devamı

Muska ve Tılsımların Menşei

2010-05-13 20:10:00

1. Muska ve Tılsımların Menşei: Muska ve tılsımların menşe-i putperestliğin en ilkel şekli olan "FETİŞ"tir. Bu inançta olanlar bazı nesnelerde uğur veya uğursuzluk bulunduğuna inanırlar. Kişi, uğurlu saydığı nesneyi boynuna asar veya yanında taşır. Bu nesne bir bitki, kurt dişi, ayı tırnağı, leylek kemiği, kartal tırnağı olduğu gibi, bazan kurumuş bir böcek hatta bazı taş parçalan v.b. olabilir. Bu nesneleri taşıyanlar çeşitli hastalıklardan, belâ ve kazalardan korunacaklarına inanırlar. Hâlâ bazı nesneleri "uğur getiriyor" inancıyla boynunda ya da yanında taşıyanlar bulunmaktadır. Daha sonraki dönemlerde kağıt parçalan üzerine yazılmış dinî formüller veya acaip işaretlerle çizilmiş muska ve tılsımlar fetişlerin yerini aldı. Muska ve tılsımların en eski şeklinin MISIR'da bulunduğu rivayet edilir. Eski Romalılarda hastalıklardan ve zehirlenmeden korunmak için acaib işaretlerle yazılmış veya çizilmiş muska tılsımları kullanmışlardır. İsrail Peygamberleri, fetiş ve tılsımlan yasaklamışlardı. Buna dair eski Ahit'de (Tevrat'ta) rivayetler vardır. Mesela Hz. Yakub'la ilgili olarak şöyle söyleniyor. "Yakup evine ve kendisiyle beraber olanların hepsine dedi: Aranızda olan yabancı ilahları atın, kendinizi tathir (temiz) edip elbiselerinizi değiştirin. Ve ellerinde olan bütün yabancı ilahları (fetişleri) ve kulaklarındaki küpeleri Yakup'a verdiler. Yakup onları şekemin yayında olan meşe ağacı altına gömdü.(1) Hıristiyanlıkta muska ve tılsımlara inanmak yaygındı. Hıristiyan din adamları muska taşıma âdetleriyle mücadele etmişlerdir. Hatta Miladî 366 yılında toplanan "LAODİCE" dinî kurultayı, muska-tılsım taşımayı yasak eden bir karar &cce... Devamı