Yeni bir dünya kuruluyor... Türkiye'nin 'öncülüğü"yle...

2010-06-14 17:37:00

Türkiye gibi son iki bin yıllık dünya tarihinin yapılmasında kilit rol oynayan bir dünya aktörü'nün yaklaşık iki yüzyıllık bir yalpalamadan sonra yeniden dünya tarihinin yapılmasında kilit rol oynayacak merkezî ülkelerden biri hâline gelmesi kaçınılmazdı...

Bugün Türkiye'nin, hızla değişen dünya dengelerini şekillendirme potansiyeline sahip olduğunu anlamakta zorlanan ve anlamak istemeyen iki tür entelijansiya var ülkemizde: 100-150 yıl öncesine kadar bizimle birlikte dünya tarihini şekillendiren İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya gibi ülkelerde benzerine rastlanmayacak türden bir entelijansiya bu...

Neden yalnızca bizde var böylesine metamorfoz yemiş bir entelijansıya? Nedeni şu: Medeniyet kurucu ve tarih-yapıcı bir dünya aktörü olarak Türkiye'nin büyük bir medeniyet krizinin eşiğine sürüklenmesi... ve eksenini, iddialarını, rüyalarını, rotasını, dolayısıyla tarihsel derinliğini, medeniyet perspektifini ve entelektüel ufkunu yitirmesi...

Sonuçta, dünyanın sömürgeleştirilemeyen tek ülkesini, kendi kendini sömürgeleştirme aymazlığına soyunan yine dünyanın tek ülkesine dönüştürmesi...

Bu entelijansiya, Batı uygarlığını da, İslâm medeniyetini de, dünya tarihi içinde oynadığımız medeniyet kurucu, önaçıcı, öncülük yapıcı rolleri de bilemeyecek kadar özgüven kaybına uğrayan; derinlemesine tanıyamadığı, yalnızca nominal bir zihinle platonik bir aşk yaşamaya başladığı Batı uygarlığının posası çıkmış ürünlerine, görüntülerine, dış görünümüne, kabuğuna tuhaf bir aşağılık, eziklik kompleksiyle hayranlık duymaktan başkan bir şey yapamayan zihinsizleştirilmiş zihin hastalığıyla malul bir entelijansiyadır...

O yüzden son iki bin yıllık dünya tarihinde Asya'nın içlerinden Avrupa'nın içlerine kadar giden bir dünya aktörü olduğumuzu da; son bin yılda, Almanlar, Araplar, Farslarla birlikte dünya tarihinin yapılmasında kilit rol oynayan dünya aktörü olduğumuzu da; son beş yüz yılda, Almanlar, İngilizler, Fransızlar ve Ruslarla birlikte dünya tarihini şekillendiren beş dünya aktöründen biri olduğumuzu da; en önemlisi de, Avrupa'nın 1648 Westfalya Anlaşması'yla birlikte kurduğu "Avrupa Dünya Düzeni"nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tarihe karıştığını, Avrupa'dan boşalan yeri doldurmaya soyunan Amerika'nın kurduğu Pax Americana düzeninin, tarihin tanık olduğu en sığ, en derinliksiz, en vulger ve en çatışmacı düzenlerinden biri olduğunu da; son bir yüzyıldan bu yana, merkezinde bizim yer aldığımız coğrafya üzerinden dünyanın geleceğinin şekillendirildiğini de; hasılı bu "belirsizlikler çağı"nda haritaların yeniden çizilmekte olduğu, egemenlik alanlarının ve yöntemlerinin yeniden tanımlandığı bir zaman diliminde, dünyanın geleceğinin şekillendirilmesinde Osmanlı'nın adalet, ahlak, estetik ilkelerini yeniden hayata geçirecek tarihî derinliğe, kültürel zenginliğe sahip barış ve sulh düzeninin anahtarlarının bizim elimizde olduğunu da göremeyen zavallı, acınası, zihin körlüğü ve zihnî sömürgeleşme yaşayan bu entelijansiya, hükümetin, pergel metaforundan hareketle, Türkiye'nin bu tarihî derinliğini harekete geçirerek dünyanın belli başlı havzalarına aynı anda açılan ufkunu, merkez ülke olma iradesini idrak edemiyor ve entellektüel zavallılığını, teslimiyetçiliğini, ufuk darlığını gözler önüne seren bir primitiflikle "Türkiye eksen değiştiriyor" diye arabesk ve eurobesk ağıtlar döktürmekten kendini alıkoyamıyor...

Özetle... İnönü'nün diyebileceği gibi, yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye de kurucu bir aktör olarak bu dünyadaki yerini alıyor...

ZORUNLU BİR AÇIKLAMA

TVNET dışındaki kanallara çıkmama ezberimi bozarak geçen gün TekeTek'e çıktım... Katılımcıların, ilkel, ırkçı Arap, İran vs düşmanlıklarına daha fazla dayanamadım ve çok da iyi bilmediğim hâlde, "bu kadar hakaret ediyorsunuz ama Suud Kralı, Türkiye'nin büyük bir ekonomik krizin eşiğine sürüklenmeye çalışıldığı bir sırada Türkiye'yi bu krizden kurtaracak bir girişimde bulundu. Küfür değil; teşekkür etmeliyiz" dedim. Arap havzasına ticarî olarak açıldığımızı, Arap sermayesinin Batı'dan Türkiye'ye akmasını başardığımızı biliyorum... Ama Suudların Türkiye'ye spesifik olarak nasıl yardım ettiklerini bilmiyorum. "Kralın uçakla nakit para getirdiği" iddiasını da Türk basınından okuduğumu söyledim zaten...

Özetle... Ben gazeteci-mazeteci değilim... Bu konu da kesin olarak bildiğim bir konu değil... Çok iyi bilmediğim, başkalarından okuduğum bir şeyi, yapılan hakarete dayanamadığım için gündeme ben getirmiş oldum... Yanlış zamanda, yanlış yerde, çok emin olmadığım bir şeyi gündeme getirerek, hiç istemediğim halde, absürd bir şekilde gündem oluşmasına yol açtığım için başta izleyiciler olmak üzere burada zan altında kalan bütün "taraflar"dan özür diliyorum...

Açıkçası ne olduğunu çok iyi bilmediğim, bu tür saçma sapan meselelerle gündeme gelmek istemem... Dahası, gündeme gelmek gibi bir derdim filan da yok benim... Ben daha esaslı, daha derinlikli, daha kalıcı fikrî kaygıları olan bir adamım vesselam...

 

KAYNAK:YENİ ŞAFAK GAZETESİ

0
0
0
Yorum Yaz